Günışığı Gazetesi

Anasayfa Yenile

EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-31-

11 Ekim 2017 15:20 - Dursun Aksoy

EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-31-

 EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN-31-

            İnsanın; tüketici olmaktan öte üretici olanının sadece ve sadece kendine değil, topluma faydası dokunanıdır.

Üretim derken tabii ki birçok insanın aklına insanların kullandığı, istifade ettiği yiyecek (Nevale) ve bir takım ihtiyaç malzemesi gelir.

Bizim üretimden kastımız, ihtiyaç malzemeleri ile istifade ettiğimiz gıdadan öte fikir ve düşünce, fikir ve düşüncenin doğurup geliştirdiği şiir, roman, hikaye ve benzeri eserlerin üretimidir.

Çok mu lazım, olsa ne olur olmazsa ne olur diye düşünen ve söylenenler olabilir fikir ve düşüncenin doğurduğu eserler hakkında.

Oysa öyle değil!...

Eğer düşünce ve fikir olmasaydı, harmanlanıp eserler oluşmasaydı toplumun kullandığı ve istifade ettiği birçok şey yani araç ve gereç ile gıda maddelerinin birçoğu olmamış ve gelişmemiş olurdu.

O nedenledir ki düşünce ve fikri noktada kendini geliştirmiş ve bunu insanların icat ve buluşlarına, felsefi ve düşünce noktasında gelişmesine, kültürel olguda zenginleşmesine adayan insanların ürettiği eserler, hele hele kişisel olmaktan öte toplumsal yarara dönüşen eserler çok ama çok önemlidir bunlar ister şiir, ister roman, ister araştırmaya dayalı tarihi ve edebi eserler olsun hiç fark etmez.

Üretimi ve üreticiyi çok çok önemsiyoruz ve önemsemeliyiz de tüketici ve tüketiciliği ön planda tutup üretimden uzak kalanlardansa.  

Vatan ve milletseverim diyen, diyebilen her kesin ama her kesin böyle bakması ve düşünmesi, üretici yanlısı olması gerektiğini düşünüyoruz.

Toplum yararına üretici olsun da hangi alanda üretici olursa olsun sözümüz farklı bir görüş olarak görülüp düşünülebilinir.

Tabii ki biz bu düşünce doğrultusunda şunu ifade edebiliriz. Şöyle ki; biz daha çok insanların ufkunu açan, toplumsal yarar sağlayan, dünya görüşünü zenginleştiren, ruh dünyalarını diri tutan, hassasiyet duygusu ve olgusunu zenginleştiren eserlerin, özellikle de edebi eserlerin üretiminden yanayız.

İşte bu hafta bugün bu duygu ve düşünce doğrultusunda gayret sarf edip edebi üreticiliğiyle tanıdığımız (Kısa zaman içerisinde de olsa) bir edebi şahsiyeti sizlerle buluşturmaya çalışacağız.

Bu edebi şahsiyetimiz;

Ülkemizin birçok ilinde olduğu gibi tarihi kalesi, Liva Paşa Konağı, Etnoğrafya Müzesi, Eligüzel ve İzbeli Çiftliği, Yakupağa Külliyesi, Şeyh Şaban-ı Veli (Hz.) Külliyesi, Nasrullah ve İsmail Bey Külliyesi, Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii, Ferhat Paşa Camii, Atabey gazi Camii ve Türbesi, Honsalar Camii, Kubbeli Mescit, Eligüzel (İbni Neccar)- Musa Fakih-Rüstem Paşa-Sinan Bey-Topçuoğlu, Kurşunlu Han-Pembe Han-Aşirefendi Hanı-Yanık Han, Cem Sultan Bedesteni, Frenkşah ve Vakıf Hamamı, Aktekke-Aşiyan-Tahir Efendi-Sinan Bey-Toprakçılar-Uğurlu-Ballık-Eflanili Konağı, Hüma Hatun Hanımlar Eğitim ve Kültür Merkezi gibi tarihi mekanlarıyla bilinen Kastamonu İline bağlı Cam Terasın, Ormanlık alan ve folklorik yapının, Horma ve Çatak Kanyonu’nun var olduğu, Suğla Yaylasının bulunduğu, Dağ Bisiklet yarışının yapıldığı, Festival ve şenliklerin bolca gerçekleştiği muazzam bir turistik belde konumunda bulunan Azdavay ilçesinin yetiştirdiği bir edebi şahsiyettir Engin NAMLI Bey.

Engin NAMLI Bey; yukarıda ifade ettiğimiz gibi üretici ruha sahip,

Fikir ve düşüncelerini duygusuyla bütünleştirip insanların bakış açısına zenginlik katmak adına eserler üretmiş,

Milli ve manevi değerlerine bağlı, vatan ve millet sevdalısı,

Şiire küçük yaşlarda merak salmış ve yazma girişiminde bulunmuş,

Şiirlerinde sorgulamayı, sitem, sevgi, duygu ve vefa duygusunun ön planda olduğunu ağırlıkla gördüğümüz,

Enaniyetten uzak, sade olmayı seven, önce vatan ve millet sonra biz ve ben diyen bir düşüncenin sahibi,

Şiirleri birçok dergi ve kültür sayfalarında, hatta Elazığ Günışığı Gazetesinde şahsımıza ait olan Gönül Tahtından adlı Kültür-Sanat Sayfasında da yayınlanmış ve yayınlanmakta olan,

TRT Genel Müdürlüğünde görev yapmakta olan bir şahsiyettir, bir edebi şahsiyettir Engin NAMLI Bey.

İsterseniz bugün kendimizce sizlere tanıtmaya çalıştığımız edebi şahsiyetimizi birde kendi lisanı haliyle tanıyalım. İşte siz değerli okurlarım ve işte Kastamonu-Azdavay’ın, dolayısıyla ülkemizin yetiştirdiği edebi şahsiyetlerimizden Şair Engin NAMLI Bey…

 

                                        EDEBİ ŞAHSİYETLERDEN NAMLI KİMDİR?

1975 yılında Kastamonu' nun Azdavay İlçesi Çakıroğlu Köyü Kuş Mahallesinde dünyaya geldim.

İlkokulu köyümde, Orta okulu Azdavay Lisesinde ve Lise 1. Sınıfı Tosya Endüstri Meslek Lisesinde, 2 ve 3. Sınıfı da Kastamonu Teknik Lisesinden tamamladım.

Şartlar gereği Üniversite tahsilimi Eskişehir Anadolu Üniversitesinde İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstriyel İlişkiler bölümünde tamamlayıp mezun oldum.

Şiire çocuk yaşlarda merak salıp insanlık ve doğanın yaşam felsefesine gönül vermiş, şiirin büyüsüne kapılarak gönül deryalarına yelken açtım.

Şiirlerim birçok dergi ve gazetelerde yayınlanmakla beraber Elazığ Günışığı Gazetesinin Gönül Tahtından adlı Kültür-Sanat sayfasında da zaman zaman yayınlanmış ve yayınlanmaya devam etmektedir.

Halen TRT Genel Müdürlüğünde görev yapmaktayım.

Evli olup iki çocuk babasıyım.

 

                                                                  GÜZEL SÖZLER

 

*Şiirlerde tevazu sunan gönüle teveccüh gösterilmesi hususuna yer vermek gerek.

*Yüce Allah’ın yaradılış gayesine ayna tutarak dünya yaşamı içindeki nefsimize karşı tutum sergilememiz gerekir.

*Duygusallık ön planda tutuldu. Mutluluk ve hüzün morel hanemizi huzurla kuşatmada bir çapanın gücünün takdirine bırakılmıştır. Engin NAMLI

 

                                                                        AYETLER

De ki: Ey inkarcılar yeryüzünü bir dolaşın da yalanlayanların yani sapık medeniyetlerin başlarına neler gelmiş görün. En’am:11

De ki: göklerde ve yerde olanlar kimindir? Cevap olarak deki ‘’Allah’ındır’’. O rahmet etmeyi kendi üstüne yazmıştır. Hepinizi gerçekleşeceği şüphesiz olan kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Kendilerini hüsrana uğratanlar var ya işte onlar inkarcılardır.  En’am:12

Geceni ve gündüzün içinde barınan her şey O’nun dur. O işitir, O bilir. En’am:13

 

      GERÇEK ŞU Kİ

İnsanlığa neden akıl ermez ki?

Ezeldendir üstesinden gelinmez.

Gözlerini hırs bürümüş görmez ki,

Gerçekleri örten nedir bilinmez.

     Şu üç günlük dünyasında neciyiz?

     Hakk peşinden, taht peşinden yürünür.

     Şucu, bucu Hakk yolunda dinciyiz,

     Hayır şerre, şer hayıra bürünür.

Tüm uğraşlar bengi için ey kullar,

Haktan yana kazanç yoksa yaramaz.

Canla, başla ilim sunmuş okullar,

Takvasız kalp yücelere varamaz.

     Gerçek şu ki ecel nöbet bekliyor,

     Canımızı dişe taksak ne fayda?

     Can alıcı anılsa kalp tekliyor,

     Rabbim bir gün dur diyecek son kayda.

 

      HAYATIN AKIŞI

Hayatın akışı her yöne doğru

Durmadan akıyor akıl almıyor.

Herkesin sorduğu her meçhul soru

Kulların zihninde cevap bulmuyor.

     Başıboş yolcuyken bütün zamanlar,

     Kadir kıymetini hangi kul anlar?

     Hayatı sırtında taşıyan canlar,

     Ne aza ne çoğa tatmin olmuyor.

Her yanını saran telaş yumağı,

İçinden çıkılmaz örümcek ağı,

Sallanır durur da dert salıncağı,

Merhem olmak nedir kimse bilmiyor.

     Dünya farklı farklı derttir her yaşa,

     Kimine gam düşer kimine neşe,

     En narin toprağa en çetin taşa,

Diyet borcumuz var, naza gelmiyor.

 

        HAYATIN YÜKÜ

Hayatın yüküyle çekilen zahmet,

Kimine zulümdür kimine nimet,

Ter dökmekten geçer, gereken himmet,

Yoksa çilelerle ezilir yürek.

     Tan vakti başlayan yorucu uğraş,

     Kul nezdinde süren bitmez bir telaş,

     Gece gündüz demez bu çetin savaş,

     Ne bedeller öder bükülmez bilek.

Toz toprak içinde kirlenen hayat,

Yokluğu gönlünden etse de azat,

Geçinme duygusu vermez bir rahat,

Ezelden korkutur bu acı gerçek.

     Düşe kalka zorda dökülen terin,

     Kederler pınarı oldukça derin,

     Meşgalesi dertse yüreğin serin,

     Nimet külfetine katlanmak gerek.

 

       AHDE VEFA

Hayatı sevmenin bedeli neyse
Candan geçeriz derdik gerekirse
Cananı terk etmiş en tatlı buse
Bilmem bu gidiş nereye götürür

     Dünden girdik bir amansız yarışa
     Alın terimiz akar üç kuruşa
     Yana yakıla vuruşa vuruşa
     Bilmem bu gidiş nereye götürür

Vefasından pay vermiyor hiç kimse
Kime ihtiyaç değil, ah bilinse
Gün gelecek el konacak nefese
Bilmem bu gidiş nereye götürür

     Sinede depreşen arzular yok mu
     Eskiyi aratır fırsat buldumu
     Düşe kalka gezsem hayat yolumu
     Bilmem bu gidiş nereye götürür

Ahde vefa keskin kılıç, kınında
Dolaşır dostların her dem yanında
Nicesi iş görmez bir dert anında
Bilmem bu gidiş nereye götürür

 

      DEĞER Mİ?

İnsanoğlu mal mülk edinmek için
Sahip olduğundan daha çok ister
Bu kadar hırs ile dünyalık niçin
Değer mi bedene döktürdüğü ter

     Az demez çok demez kalbi paralar
     Tahta, saltanata kapı aralar
     Engel gördüğünü vurur,yaralar
     Değişmez insanda huyla karakter

Hak verilmeyince doğar tehlike
Bütün kavgaların temeli öfke
Pişman olup özür dilense keşke
Canların canları üzdüğü yeter

     İhtiras yumağı çözülmez bir dert
     Çözmeye uğraşır ezelden her fert
     Korku veren dünya kula karşı sert
     Dünya kurulalı budur kriter

 

       İNSANA BAKIŞ

İnsan yüreğine konan ateşi,

Öyle kolay değil, hemen söndürmek.

Gelip su serpmez ne dost ne eşi,

İnsanı küllerden çok zor döndürmek.

     Canlı kalabilmek inan mucize.

     Oh çekmek elzemdir derin uykuya,

     Açılan gözlerin verirse vize,

     Sevgiden sevdaya, aşksın tutkuya.

Bütün sevdiklerin zaman içinde,

Usanır bıkarlar gönül vermezsen.

Çıkarlar karşına farklı biçimde,

Yüzüne bakmazlar mal mülk sermezsen.

     Yaşam fırtınası estikçe eser,

     Savurur götürür ta uzaklara.

     Keskin kılıç gibi ne başlar keser,

     İnsanı düşürür kör tuzaklara.

Kayda değer kalıp kalsan dünyada,

Değerin bilinmez alın terinle.

Kimi ayaktasın kimi rüyada,

Her dem telaştasın dert, kederinle

Engin NAMLI/Kastamonu-Azdavay