Günışığı Gazetesi

Anasayfa Yenile

BAŞKA YERDE YOK. MANİFESTO’YA DEVAM…

04 Mayıs 2017 17:53 - Yücel Can

BAŞKA YERDE YOK. MANİFESTO’YA DEVAM…

BAŞKA YERDE YOK. MANİFESTO’YA DEVAM…
 
…Çok partili sisteme geçtik, ilk darbe yaşandıktan sonra neredeyse ne zaman darbe olacak, darbe olur mu gibi korkular insan yaşamının sanki bir parçası olmuş.
 
Türkiye'de askerî müdahaleler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kurumsal olarak ya da bazı subayların kendi başlarına inisiyatif alarak sivil yönetime yaptığı müdahalelerle sözde kurtuluşa ermişse de hürriyet ve insani değerler adına silinmez izler bırakmıştır. Her bir darbe Türkiye’yi gerisin geriye götürmüştür. Maalesef Türkiye 1946’lı yıllara kadar tek partili istibdat yönetimlerinden başını kurtarmamıştır. 1946 yılı hürriyet adına atılan adımları Türk silahlı Kuvvetlerini iç ve dış mihrakların da etkisiyle rahatsız ederek 27 Mayıs 1960'ta Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk askerî darbe yapılarak dönemin Generali iki yüz general ile birlikte keyfi uygulamalarla Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes yönetime el koyan askeri grup tarafından tutuklanmıştır, Hem de emir komutasız otuz yedi askeri düşük rütbeli askerlerle.  Ülkenin başbakanı naif, nazik, kibar, Beyefendisi Adnan Menderes, bakan ve ekibi haksız idam ve hapislerle adeta insanlık dışı faaliyetlerin hedefi olmuştur. 27 Mayıs 1960’tan, seçimlerin yapılarak normal yaşama geçildiği 15 Ekim 1961 yılına kadar geçen sürede, askerin Milli Birlik Komitesi eliyle cunta iktidarda kalmıştır. Daha sonra 9 Temmuz 1961'de kabul edilen 1961 Anayasası olarak bilinen anayasa değişikliği, 1924 Anayasası'nı yürürlükten kaldırmıştır. TSK 1960 ve 1980 yıllarında iki kez yönetime el koymuş, 1971 ve 1997 yıllarında ise hükümeti istifaya zorlamıştır.  
 
27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi 12 Eylül darbesidir. Darbe ile   1961 Anayasası kaldırıldı, bütün derneklerin faaliyetleri de durduruldu, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı, askeri hükümet kuruldu. Darbeden sonra 1982 Anayasası hazırlanarak, 1983 yılında siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verildi! TSK 1960 ve 1980 yıllarında iki kez yönetime el koymuş, 1971 ve 1997 yıllarında ise hükümeti istifaya zorlamıştır. Bu kadar mı?
12 Mart 1971 hükümeti istifaya zorlayan, 28 Şubat 1997 irtica bahaneli, 27 Nisan 2007 laiklik bahaneli e-muhtıra ile Muhtıralar. 28 Şubat 1997 her ne kadar muhtıra olarak kayıtlara geçse de aslında irtica bahaneli post modern darbe olup kansız darbe olsa da bir noktada mağduriyetlerin had noktaya vardığı, hürriyete prangaların vurulduğu bir darbedir.
 
22 Şubat 1962, 20 Mayıs 1963, 20 Mayıs 1969, 9 Mart 1971 ve çok yönlü 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve ayaklanması. Bir de dava ile ilişkilendirilen Dokuz Subay, Poyraz köy, Sarıkız-Ayışığı-Yakamoz-Eldiven, Balyoz, Ergenekon Darbe Planları davaları… Neresinden bakılırsa bakılsın askeri vesayet, aslında sefalet, dahası rezalet, felaket…
 
Bir yandan darbeler, diğer yandan terör ve buna dayalı yaşanan sorunlar, yönetime müdahaleler, ekonomik krizler TSK dışında müdahaleler, cumhuriyetten günümüze sağ-sol, alevi-Sünni,  Kürt- Türk, laik-anti laik, irtica ile mücadele! bahanesiyle mücadeleler, Ayasofya’nı ibadete kapatılması, siyasete, demokrasiye, insan haklarına müdahaleler, faili meçhuller, komplolar, değişik yönleriyle iç ve dış kaynaklı terör… hangisi sayılsın ki! Daha neler neler…
 
Dünden bugüne yangının alevi artık göklere yükseliyor, yanan da maalesef Türkiye oluyor. Bu millet kutsal inancıyla İstiklal Savaşında Kuvay-ı Milliye ruhu ile kurtulmuştu. Bu milleti başka devletler, güçlü devletler, dış güçler, manda ve himaye kurtarmamıştı. Yaşlı, çocuk demeden herkes bu vatan için kendini feda etmişti. Hapisler, cefalar bu milletin hamuru olmuş ve bu milletin kumandası da, komutası da ülke içindeki birlik nedeniyle sahili selamete varıp güçlü Türkiye'nin kurulmasına ilk ve sağlam adımlar atılmıştı.